Stres - Kanser İlişkisi

STRES - KANSER İLİŞKİSİ

“Öfke baldan tatlıdır” atasözüne mi inanmalı, “Keskin sirke küpüne zarar” olana mı? Günümüz koşulları ikincisinin doğruluğuna işaret ediyor. Çalışanların yüzde 56’sı işyerinde stresle baş edemiyor, her 5 kişiden biri stresin dışa vurumu olarak sigaraya başlıyor, stres yüzünden sağlıklarının bozulduğunu ve evliliklerinin iyi gitmediğini düşünenlerin oranı da hayli yüksek.
Hepimiz stres yaşıyoruz. Günümüz koşullarında bu duygudan uzak kalmamız zor. Stres kişinin karşılaştığı duruma vücudun verdiği fizyolojik ve duygusal bir tepkime. Bu duyguyla hayata negatif bakıp karamsar bir ruh haline bürünüyoruz. Aşırı stres yüzünden sağlığımız bozulup bağışıklık sistemimiz zayıflıyor. Aşırı kilo kaybetmemiz de bundan, endişe ve kaygı dolu olmamız da… Bu kadarla da kalmıyor. Stres ilişkileri bozuyor, sosyal yalnızlaşmaya zemin hazırlıyor, yaşam kalitesini düşürüyor. Bu sorunun devam etmesi halinde; öfke, şiddet, titreme, terleme, saldırı, cinayet ve intihar gibi kişisel ve davranışsal bozuklukların ortaya çıkması kimseyi şaşırtmıyor. Medicana Sağlık Grubu’nun uzmanları stres ve öfkeyi anlatıyor:
‘YETERSİZ HİSSEDENLER SORUNDAN KAÇIYOR’
“Stres anında her bireyin sorunla baş etme stratejisi farklıdır” diyor Uzman Psikolog F. Işıl Yenikaynak. Güçlü ve çözüm odaklı kişiler stresle savaşırken, kendini zayıf ve yetersiz hissedenler kaçmayı seçiyor. Çaresiz ve aciz hissedenler ise donakalıyor. Yapılan araştırmalara göre; yaşanan hafif düzeydeki stresin motivasyon ve başarma güdüsü üzerinde olumlu etkileri bulunuyor. Kronik stres karşısında; sıklıkla agresyon, değersizlik hissi, karamsar düşünceler veya kontrol kaybıyla karşılaşılıyor. Bu nedenle aşırı strese maruz kalan kişilerde çözüm odağının yetersizliği beraberinde öfke patlamaları ve şiddeti getiriyor. Yaşanan olumsuzluklardan en çok çocuklar, yaşlılar ve kadınlar etkileniyor.
‘ÖFKE VE ŞİDDET KÜÇÜK YAŞTA BAŞLIYOR’
İleri yaşlarda ortaya çıkan aşırı sinirlilik ve şiddete eğilimin kaynağı çocukluk dönemine dayanıyor. Aile ve çevresinden şiddet gören küçük çocukların, ileri yaşlarda sinirli ve şiddete eğilimli oldukları belirtiliyor. Çocuk Hastalıkları Uzmanı Adnan Sarı, “Bu eğilim 2-3 yaşlarında kendi istediğini yaptırma, oyun çağında eşyalarının paylaşımı ve arkadaşlarıyla oynanan oyunlar konusunda ortaya çıkıyor. Bu çocuklar ileri yaşlarda öfke patlaması yaşayan, şiddete eğilimi olan, sık kavga edip tartışma yaratan kişiler haline gelebiliyor” diyor.
ELEKTRONİK EŞYALAR STRES NEDENİ Mİ?
Stresi en aza indirmek sağlıklı bir sinir sistemi açısından da büyük önem taşıyor. Stresle baş etmenin en iyi yolunun, kişide strese neden olan şeyleri fark edip kontrol altına almak olduğu belirtiliyor. Olumsuz etkilerden kurtulmak için; “Derin nefes almak, zamanı iyi kullanmak, sosyal ortamlarda bulunmak, duyguları konuşarak ifade etmek, hobiler geliştirmek, gerçekçi hedefler belirlemek, spor yapmak ve sağlıklı yaşam kurallarına uymak gerekiyor. Ayrıca, yüzme, yoga, pilates ve sağlıklı beslenmenin de stres ve öfke üzerinde olumlu etkileri bulunuyor. Son yıllarda hayatımızın önemli bir parçası haline gelen cep telefonu ve diz üstü bilgisayar gibi elektronik eşyaların da sağlığı olumsuz etkilediği belirtiliyor. Elektronik etkilenmeyle birlikte; baş ağrısı, baş dönmesi, işitme ve görme problemleri artış gösteriyor. Elektromanyetik etkilenmenin fazla olduğu durumlarda; yorgunluk, halsizlik ve streste de artış olduğu görülüyor. Stres artışından sinir sistemi de olumsuz etkileniyor. Cep telefonu ve bilgisayarların şarjının bitmesi düşüncesi bile insanları strese sokabiliyor. Bu açıdan bakıldığında bu teknolojik aletleri daha etkin ve sağlıklı kullanmak, stres düzeyini ve bunların vücuda olan olumsuz etkilerini azaltıyor. Günlük yaşamda maruz kalınan manyetik alanların beyin tümörlerine neden olduğu belirtiliyor.
‘ÖFKENİZİN NEDENİ DİYABET VEYA TİROİT OLABİLİR’
Çoğu zaman doğal olduğunu düşündüğümüz ve kanıksadığımız stres ve öfke bizi sağlığımızdan edecek kadar önemli. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kamuran Kaya, “Özellikle ani öfke patlamaları söz konusu olduğunda ilk olarak diyabet ya da tiroit gibi hastalıkların akla gelmesi gerek” diyor ve devam ediyor. “Sigara, diyabet ve stres-anksiyete, malign hastalıkların öncülleridir. Mutlak olarak medikal takip ve tedavi gerektirir. Stres ölümcül kalp damar hastalıklarının da tetikleyicisi olabilir. Migren, üst solunum yolu hastalıkları, kalp hastalıkları, soğuk algınlığı, bel ağrısı, kilo alamama gibi durumlardan sorumlu tutulanlar arasında da stres bulunuyor.” Stres altında kişinin kalp atışlarının hızlanması, tansiyonun yükselmesi, yağ asitlerinin kana karışmasıyla karın bölgesinin yağlanması gibi durumlar zamanla kişiyi kalp hastası haline getirebiliyor. Bu sorun kasların gerilmesine de sebep olduğu için stres, bel ve boyun ağrılarımızın da en önemli nedenleri arasında bulunuyor. Stres metabolizmayı yavaşlatarak, vücudu zararlı etmenlere karşı korumak amacıyla organların etrafında koruyucu bir yağ tabakası oluşumuna da yol açıyor.
BAŞ AĞRISINI VE UNUTKANLIĞI DA TETİKLİYOR
Aşırı stres ve öfke sinir sistemimizi nasıl etkiliyor ve ne gibi rahatsızlıklara yol açıyor? Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Terzi; “Aşırı stres varlığında baş ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik, unutkanlık, yorgunluk, dikkat eksikliği, kekeleme ya da benzeri konuşma güçlükleri, konsantrasyon güçlüğü, kaslarda seğirme, beyin-damar hastalıkları ve uyku bozukluğu gibi şikâyetlerde artma görülüyor. Ayrıca epilepsi ve MS gibi hastalıkların seyri de stresten olumsuz etkilenebiliyor” diyor.
KISIRLIĞA YOL AÇAR MI?
Kısırlık tedavi sürecinin çok stresli ve uzun olduğu biliniyor. Kısırlığın nedeninin stres olduğu söylenemese de bazı hastalarda stres, hormon dengesinin bozulmasına ve bu nedenle yumurta oluşumunda olumsuzluklara yol açabiliyor. Stresin şeklinin çok önemli olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, “Aşırı strese maruz kalmak kadınlarda follop tüpünde spazma ve erkeklerde sperm sayısı ile kalitesinde azalmalara yol açabilir. Depresyona neden olan stres kadının yumurta kalitesini olumsuz etkiler ve oluşabilecek gebeliklerde diğer gebelere göre düşük tehlikesi daha yüksek olur” diyor
‘YÜZDE 56 İŞ STRESİYLE BAŞ EDEMİYOR’
Yapılan araştırmalar, stres kaynaklarının başında iş ortamının geldiğini gösteriyor. Ardından gürültü, trafik, hava kirliliği gibi etkenler sıralanıyor. Psikolog Işıl Yenikaynak’a göre de stres kaynaklarımızın en önemlilerinden biri de iş yaşamımız. Ofis ortamı, sevilmeyen bir işte çalışılması, yöneticimizle anlaşamamamız, maaşımızın düşüklüğü gibi faktörler iş yaşamımızdaki stresin tetikleyicisi olabiliyor. İş yerinde stresle ilgili yapılan araştırmaların sonuçları da çok çarpıcı. Çalışanların yüzde 56’sı işlerinin stres seviyesinin tolere edilebilir düzeyde olmadığını söylüyor. Akşam mesai bitiminden sonra stresten kurtulamayanların oranının yüzde 79 olduğu, her 5 çalışandan 1’inin iş yaşamındaki stres yüzünden evliliğinde sorun yaşadığı, her 2 çalışandan 1’inin iş hayatında stres altında olduğu belirtiliyor. Çalışanların yüzde 27’si iş hayatındaki stresin sağlıklarını etkilediğine dikkat çekerken, stresin dışa vurumu olarak her 5 kişiden 1’inin sigaraya başladığı belirtiliyor.
KANSERE ZEMİN HAZIRLIYOR
Çağın hastalığı kansere yakalanmamızda stresin ne kadar etkisi var peki? Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Demiray, “Kanser hücreleri ile normal hücreler arasındaki en önemli farklılıklardan biri de hücre duvarlarındaki enerji farklılığıdır. Yani kanser hücrelerinin hücre duvarları daha kalın ve yüksek enerjiye sahiptir. Stres normal hücrelerimizin enerjisini artırarak kanserli hücrelere benzer özellik kazanmasını sağlar. İşte bunlar beraberce değerlendirildiğinde, stresin sürekli hal alması bağışıklık sistemini çökertir ve hücre yapılarını etkileyerek kansere zemin hazırlar” diyor.

TOP